Anasayfa » Dinimiz ve bâtıl dinleR>Dinimiz>Dinimizde ilmin ve âlimin yeri » İmam-ı a’zam bu ümmetin ışığıdır

İmam-ı a’zam bu ümmetin ışığıdır

Views:
2

Sual: İmam-ı a’zam hazretleri hakkında hadis var mıdır?
CEVAP
İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri hakkında, meşhur ve saygın fıkıh kitaplarında çeşitli hadis-i şerifler bulunmaktadır. En kıymetli fıkıh kitaplarından önde gelen Dürr-ül-muhtâr’ın önsözündeki hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âdem aleyhisselam, benimle övündüğü benzer biçimde, ben de ümmetimden adı Numan, künyesi Ebu Hanife olan bir zât ile övünürüm. O ümmetimin ışığıdır.)

Mevduat-ül-ulum ve Hayrat-ül-hisan’daki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ebu Hanife isminde biri gelir. Bu, kıyamet günü ümmetimin ışığı olur.)
(Ebu Hanife denilen biri gelir, Tanrı’ın dinini ve benim sünnetimi canlandırır.)
(Her asırda, ümmetimden yükselen olur. Ebu Hanife, zamanının en yükseğidir.)

Mirât-ı kâinat’daki birkaç hadis-i şerif:
(Ebu Hanife isminde biri gelir. O, bu ümmetin en hayırlısıdır.)
(Ümmetimden biri, dini canlandırır. Bid’ati öldürür. Adı Numan bin Sâbittir.)
(Ebu Hanife’nin iki küreği içinde ben vardır. Allahü teâlâ dinini onun eliyle canlandırır.)

İbni Âbidin hazretleri, Dürr-ül-muhtar’ın önsözündeki hadis-i şerifleri açıklarken buyuruyor ki:
[Buhari ve öteki hadis âlimlerinin rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte, (İman, süreyya yıldızına çıksa Fâris oğullarından biri elbet alıp gelir) buyuruldu. Buhari’nin öteki bir rivayetinde ise, (Tanrı’a vallahi billahi ki, din, süreyya yıldızında asılı olsa, onu Fâris oğullarından, acemlerden bir zât alacaktır) buyuruldu. Fâris, İran’ın Fers denilen memleketindeki insanoğlu anlama gelir. İmam-ı a’zamın büyükbabası buradandır. Bu hadis-i şerifin imam-ı a’zamı gösterdiği açıktır.

İmam-ı Süyuti; “Bu hadiste Ebu Hanife’nin kastedildiği pek âşikârdır. Bunda kuşku yoktur. Şu sebeple Acemlerden, ilimde Ebu Hanife derecesine varan tek bir kimse yoktur” buyurdu.]

İmam-ı a’zam Ebu Hanife Numan bin Durağan(durgun), dört mezhep imamları içinde, Eshab-ı kirama en yakın olanı, en âlim olanı, fıkıhta en derin olanı, vera’ı en fazlaca olanı idi. İmam-ı Şarani hazretleri Şafii mezhebinde iken, insaf ile, imam-ı a’zamı şu şekilde tanıtmaktadır:

(Ona asla kimse dilini uzatmamalıdır. Şu sebeple O, dört imamın en büyüğü, mezhebin ilk kurucusu, senetleri Resulullaha en yakın olanı, Eshab-ı kiramın ve Tâbi’inin yaşayışlarını en fazlaca göreni idi. Her sözü Kitaba ve Sünnete dayanmaktadır. Kendi re’yi, düşüncesi ile hiçbir şey söylememiştir.) İmam-ı Şarani benzer biçimde büyük bir âlimin (Rabbani âlim) söylediği ve kendi re’yi ile hiçbir şey söylememiştir söylediği bir yüce imam için ve talebeleri için, birkaç hadis âliminin (Eshabı re’y) demeleri fazlaca haksız bir isnattır.

Şafii mezhebindeki büyük âlimlerden ibni Hacer-i Mekki, imam-ı a’zamı tanıtmak için ayrı bir kitap yazmıştır. Kitabının adı (Hayrat-ül-hisan fi-menakıb-in-Nu’man)dır.

Hanefi âlimlerinden ibni Âbidin, Redd-ül-muhtar kitabının önsözünde diyor ki:
İmam-ı a’zamın, büyüklüğünün şahidi, öteki mezhep imamları, onun tüm sözlerini senet olarak almışlardır. Mezhebinin âlimleri, onun zamanından, bu zamana kadar, her yerde onun sözleri ile fetva verdiler. Evliyadan bir çok, onun mezhebine bakılırsa emek vererek kemale geldiler. Anadolu, Balkan müslümanları, Hind, Sind ve Türkistan, yalnız onun mezhebini bilirler. Abbasi devleti, her ne kadar, cedlerinin mezhebinde idi ise de, kadılarının, hakimlerinin, âlimlerinin bir çok Hanefi mezhebinde idi. Beşyüz seneye yakın bu mezhebe bakılırsa amel ettiler. Bu devletin yerine kurulmuş olan Selçuki ve sonrasında Harezmi melikleri ve büyük Osmanlı devleti hep hanefi idi.

Büyük âlim Muhammed Tahir sıddıki, (Mecmaul-bihar fi-garaib-it-tenzil ve letaif-il-ahbar) kitabında diyor ki:
(İmam-ı a’zamdan Allahü teâlânın razı olduğuna alamet, mezhebinin her yere yayılmasını kolaylaştırmasıdır. Bu işte bir sırrı tanrısal olmasaydı, yeryüzündeki müslümanların bir çok onun mezhebinde olmazdı.)

İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat ismindeki kitabının 2. cildinin 55. mektubunda buyuruyor ki:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife, İsa aleyhisselama benzemektedir. Vera ve takva nimetine kavuştuğu için ve Sünnet-i seniyyeye uyduğu için, nasslardan ahkam çıkarmakta ve ictihad yapmakta, devasa yükseklikte dereceye ulaşmıştır. Bazı âlimler, onun bu derecesini anlayamadılar. Onun ictihad ile bulmuş olduğu şeyler, fazlaca ince bilgiler oldukları için, Kitaba ve Sünnete uymuyor sandılar. Bu yüce imama, re’y sahibi dediler. Onun ilminin hakikatine yetişemedikleri, onun anladığını anlayamadıkları için, bu şekilde yanıldılar. Oysa, imam-ı Şafi’i, onun anladığı bilgilerden, azca bir şey sezerek, (Fıkıh âlimlerinin hepsi, fıkıh ilminde, Ebu Hanife’nin talebesidir) dedi.

Buhara’nın büyük âlim ve velilerinden Muhammed Parisa hazretleri, Füsuli sitte kitabında, (Hazret-i İsa gökten [Şam’a] inince ictihad ve ameli imam-ı Ebu Hanife’nin mezhebine uygun düşecektir) buyurdu. Bu söz, bir ihtimal yüce imamın İsa aleyhisselama benzerliğini göstermektedir.

Bu ümmetin Âlimlerinin, Salihlerinin bir çok Hanefi mezhebinde idiler. Mezhepsizlerin bu şekilde bir âlime ve bilimsel ile amile dil uzatmaları ve mezhep yansılamak edenlere kâfir sözleri, hatta (Fıkıh kitaplarını okuyan kâfir olur) benzer biçimde küstahça konuşmaları, (El-cerh-u a’la Ebi Hanife) ve başka kitaplarda açıkca yazılıdır. Bu nasipsizlerin, bu büyük ve kutsal imama bu şekilde saldırmalarının sebebi acaba nedir? Bilmiyorlar ki, ona düşmanlık, bu ümmeti merhumeye düşmanlıktır. (Üsuli Erbe’a, Kitap-ül-mecid fi-vücub-it-taklit)

Allahü teâlâ, tüm müslümanları sapık ve bozuk yola kaymaktan muhafaza buyursun! Hepimize dört mezhep âlimlerinin hak olan ictihadlarına uygun inanç ve ameller nasip eylesin! Kıyamet günü, onların mezhebinde olarak, Peygamberlerle, sıddıklarla ve şehidlerle ve salihlerle beraber haşr eylesin! Amin.

Netice:
Peygamber efendimiz, imam-ı a’zam hazretlerinin geleceğini haber vermiştir. Diyâ-i tinsel, Mevduat-ül-ulum, Hayrat-ül-hisân, Mirât-i kâinat ve Dürr-ül-muhtar’da yazılı olan hadis-i şerifte, (Ebu Hanife ümmetimin ışığı olacaktır) buyuruldu. Hadis ilminde de icazeti bulunan büyük fıkıh âlimi seyyid İbni Âbidin hazretleri, bu hadis-i şerifin sahih bulunduğunu bildirmektedir.

Bu hadis-i şerif, büyük âlim Ebülleys-i Semerkandi hazretlerinin Mukaddime kitabında ve bunun şerhi Tekaddüme kitabında da yazılmıştır. Gaznevi’nin Mukaddime adındaki fıkıh kitabının önsözünde imam-ı a’zamı öven hadis-i şerifler yazılıdır. Bunun şerhi olan Diyâ-i tinsel kitabında kâdı Ebülbekâ hazretleri, (İbni cevzi, bu hadise mevdu demiş ise de, bu sözü taassuptur. Şu sebeple bu hadis, çeşitli yollardan gelmiştir) buyuruyor.

Hayrat-ül-hisan kitabını müellifi İbni Hacer-i Mekki hazretleri, Şâfii fukahasının büyüklerindendir. Şafii olmasına karşın, mezhepsizlerin söylediği benzer biçimde, mezhep taassubu olsaydı, Hanefi mezhebinin kurucusu hakkında hadis-i şerifleri kitabına almazdı.

Mevduat-ül-ulum kitabının sahibi Taşköprü Zade, Ahmed bin Mustafâ, Osmanlı âlimlerindendir. Şakâik-i Numâniyye tarih kitabı ile Miftah-üs-seâde kitabı meşhurdur. Oğlu Kemaleddin Muhammed, Miftâh-üs-seâde kitabını Türkçeye çeviri ederek Mevduat-ül ulum adını vermiştir.
Mirât kâinat kitabının sahibi Nişancı Zade, Muhammed bin Ahmed bin Muhammed bin Ramazan, Edirne kadısı idi. Mirât kâinat kitabı meşhurdur.

Dürr-ül-muhtar kitabının sahibi Alaüddin Haskefi, Şam müftisi idi. Bunun Dürr-ül-muhtar kitabına İbni Âbidin, Burhaneddin İbrahim bin Mustafa Halebi ve Ahmed Tahtâvi kıymetli hâşiyeler yapmışlardır.

Bu âlimlerin doğruluğunu onay etmiş olduğu hadis-i şeriflere uydurma demek büyük bir insafsızlıktır. Hanefilere bakılırsa, deniz haşaratı yenmez, öteki üç mezhebe bakılırsa yenir. Hanefi, öteki üç mezhebe sizin ictihadınız yanlış diyemediği benzer biçimde, üç mezhep de, Hanefi’ye sizinki yanlış diyemez. Bir hadise bir âlim mevdu derken, diğeri sahih diyebilir. Bu âlimler, birbirine dil uzatmaz.

Hadis ilminde müctehid bir âlim, bazı âlimlerin sahih söylediği bir hadise mevdu diyebilir. Müctehidin bu şekilde demesi; “bu hadis, Peygamber efendimizin sözü değildir” anlamında değildir. Bu hadis benim usulüme bakılırsa hadis değildir anlama gelir. Değişik ictihadlar da böyledir. Bana bakılırsa doğrusu bu der, fakat değişik ictihadda bulunan müctehide dil uzatmaz. Bazı kimseler, âlimin biri, bir hadise mevdu dese, sanki tüm âlimlerce o hadis mevdu imiş benzer biçimde, o hadise derhal uydurma damgasını vuruyorlar. Oysa hiçbir Ehl-i sünnet âliminin kitabında uydurma hadis olmaz. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına dil uzatmamalı ve onların kitaplarında uydurma hadis var sanmamalıdır.

İslam âlimleri, hadis uydurmanın ve uydurulmuş hadisi nakletmenin vebalinin büyüklüğünü bildikleri için, kitaplarına uydurma hadis almazlar. Şu sebeple hadis-i şerifte, (Benden duyduğunuz âyet ve hadisi bildiri edin! Beni İsrailden bildirdiklerimi de açıklayın! Yalnız bana bilerek yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!) buyuruluyor. (Buhari)

İmam-ı a’zama övgü
Sual:
Bazı kimseler, (Ebu Hanife, rüyasında Resulullahı görüyor. Resulullahın, niye ilk teşehhüdde bana salevat getirene, secde-i sehv icap ettiğini söyledin) diye imam-ı a’zamı azarladığını söylüyorlar. Buna karşın imam-ı a’zam iyi mi olur da, ilk teşehhüdde salevat getirmek secde-i sehvi gerektirir diye ısrar etmiştir?
CEVAP
Bu İbni Sebecilerin bir iftirasıdır. Doğrusu İbni Abidin’de şu şekilde anlatılıyor:
İmam-ı a’zam hazretleri rüyasında Resulullah efendimizi görüyor. Efendimiz ona; “Sen bana salevat getiren hiç kimseye iyi mi secde-i sehiv vacibdir diyorsun” buyuruyor. Hazret-i imam da, “O kimse, salevat getirmiş olduğu için değil, dalgınlıkla yanlışlık yapmış olup yerinde okumadığı için o hiç kimseye secde-i sehv gerekir” diyorum. Resulullah efendimiz bu cevabı beğenerek devam etmesini bildiriyor. (Secde-i sehv bahsi)

Resulullah efendimiz, hâşâ imam-ı a’zamı azarlamıyor, onun vârisi bulunduğunu, ümmetinin ışığı bulunduğunu, onun ictihadlarının doğru bulunduğunu ve bunlardan razı bulunduğunu çeşitli hadis-i şeriflerde bildiriyor. Burada da, tüm ümmetinin bilmesi, anlaması için o şekilde soruyor.

Dürr-ül-Muhtar kitabının ön sözündeki imam-ı a’zam hazretlerini öven hadis-i şeriflerden bir tanesi şu mealdedir:
(Peygamberler benimle iftihar ettikleri benzer biçimde, ben de Ebu Hanife ile iftihar ederim. Onu seven, beni sevmiş olur. Onu sevmeyen, beni sevmemiş olur.)

İmam-ı a’zamı kötülemek
Sual:
Mezhepsiz bir hoca, (Her insan hata eder. Ebu Hanife de insandır. Ben, Ebu Hanife’nin üç hatasını buldum) diyor. Başka bir hoca da, (Ben onun bir hatasına rastladım) diyor. Fakat her ikisi de hatanın ne işe yaradığını söylemiyor. Bu kimselerin dereceleri İmam-ı a’zamdan daha yüksek mi de hata bulabiliyorlar?
CEVAP
Dereceyle, yükseklikle ve hata ile falan alakası yoktur. Ehli sünnetin reisi İmam-ı a’zam hazretlerinin derecesini, yüksekliğini onlar da oldukça iyi biliyorlar. İctihadın da, müctehidin de ne demek bulunduğunu herkesten iyi biliyorlar. Fakat maksatları başkadır. İnsan vücudunda baş ne ise, mezhep imamları da, Ehl-i sünnet âlimleri de Müslümanlar için öyledir. Başı koparılan vücut ne olur ise, bu büyüklerden koparılan Müslümanlar da o şekilde olur. Aslolan maksatları budur, fakat bunu bu şekilde kurnazca yapıyorlar.

Bu kimselere bakılırsa, kendileri hariç, her insanın azca yada fazlaca hatası olur, şundan dolayı onlar da insandır. Fakat kendileri insan değil mi acaba, kendileri niçin hata etmiyorlar?

(Ebu Hanife’nin hatası vardır) diyenler, İmam-ı a’zamdan daha büyük âlim bile olsalar, bu şekilde söylemeleri fazlaca yanlıştır, şundan dolayı bir müctehid, başka müctehidin ictihadının hatalı bulunduğunu söylemesi imkansız. (Benimki doğru, seninki yanlıştır) diyemez, şundan dolayı Mecelle’de (İctihad, başka ictihadla nakzedilemez doğrusu bozulamaz, geçersiz hâle getirilemez) buyuruluyor. (Madde 16)

Bir hükme mezhepsizlerin hata demesi fazlaca yanlıştır. Değişik ictihadlar, Allahü teâlânın bir rahmetidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin değişik ictihadları rahmettir.) [Beyhekî, İ. Münavî, İbni Nasr, Deylemî]

O hâlde asla kimsenin, (İmam-ı a’zamın hatası vardır) demeye yetkisi yoktur.

Bir önceki yazımız olan Fetva vermenin mesuliyeti başlıklı makalemizde fetva, mesuliyeti ve vermenin hakkında bilgiler verilmektedir.

20 defa okundu

Kontrol Et

Şık ve güzel giyinmek

Views:1 Sual: Zenginin eski elbise giymesi uygun mudur?CEVAP Resulullah efendimiz, eski elbiseli birine, (Malın yok …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

escort beylikdüzübeylikdüzü escortescort beylikdüzüescort beylikdüzüistanbul escort