Emr-i maruf nehy-i münker nedir

Views:
2

Sual: Emr-i maruf ve nehy-i münkeri kimler, iyi mi yapabilirler? Kimlere yapabilir? Ne süre farz olur, ne süre caiz olmaz?
CEVAP
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, farz-ı kifayedir. Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. Münker ise, dinimizin yasakladığı, şu demek oluyor ki Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir.

Emr-i maruf fazlaca mühimdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Bilgisizlik ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i maruf ve nehy-i münker yapanlardır.) [İ. Gazali]

Bu şekilde önemli olan emr-i marufun bazı şartları vardır. Örneğin emr-i maruf icra eden, aynı kötülükleri kendisi işlememelidir. İşlerse sözü tesirli olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen, (İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?) buyuruluyor. [Bekara 44]

O halde emr-i maruf icra eden, bilimsel ile amil olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İsra gecesinde, alevden makaslarla dudakları kesilen insanoğlu gördüm. Kim olduklarını sormuş oldum. Onlar da “İyilikle emreder kendimiz yapmazdık. Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye yanıt verdiler.) [İbni Hibban]

(Emr-i maruf ve nehy-i münkeri, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar.) [İ.Gazali]

Emr-i maruf fazlaca önemli olduğundan, insan, kendisi her iyiliği yapamazsa ve her kötülükten kaçamazsa da, gücü yetiyorsa, emr-i marufta bulunması gerekir. Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, tamamen yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz tamamen sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar kötülükten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i münker yapınız!) [İ. Gazali]

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
(Söz ve yazı ile emr-i maruf âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, yakarma ederek günah işleyene engel olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile müdahale ise devletin vazifesidir.) [Hadika]

Faydası olmayacağı ve zarar geleceği bilinmiş olduğu halde, her günah işleyene emr-i maruf halletmeye kalkmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kıyamet günü, bir kuluna, günah işleyeni görmüş olduğu süre niçin engel olmadığını soracaktır, o kimse de, “Onun zararından, düşmanlığından korktum, senin af ve mağfiretine güvendim” diyecek [ve mazur görülecek]tir.) [İbni Mace]

Emr-i maruf farzdır
Sual:
İmam-ı Rabbani, (Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker Peygamber efendimizin sünnetinden, bir ihtimal İslamiyet’in vaciblerinden ve farzlarındandır) diyor. Emr-i maruf sünnet mi, vacib mi, farz mı?
CEVAP
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker farzdır. Farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Şu demek oluyor ki, her insana farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar var ise, diğerlerine farz olmaz. Bu sebeple Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Âl-i İmran 104]

Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. Münker ise, dinimizin yasakladığı, şu demek oluyor ki Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir.

Bir ihtimal kelimesi devamlı olasılık manasında değildir. Kimi zaman elbet o şekilde anlamına gelir, kesinlik ifade eder.

Vacib de, yalnız kullanıldığı süre genel anlamda farzdır, şarttır anlamındadır. Örneğin bu işi yapmak vacibdir demek şarttır, farzdır anlamına gelir. Farz ve vacib denilince, o süre farz ile sünnet arasındaki yargı anlaşılır. Örneğin namazın farzları ve vacibleri var denince burada vacib, her insanın bilmiş olduğu vacibdir.

Yukarıda vaciblerinden ve farzlarından deniyor. Bu, şartlarından ve farzlarından demek oluyor. Birbirini kuvvetlendirmek için açıklanmıştır.

Sünnet de, tek başına kullanılınca İslamiyet anlamına gelir. Örneğin (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) demek, Müslüman olmayana şefaat etmem anlamına gelir. Yoksa büyük günah işleyenlere de şefaat vardır. Yukarıda emr-i maruf farzı için, Peygamber efendimizin sünnetinden demek, Peygamber efendimizin yapmış olduğu farzlardan biridir anlamına gelir.

Kelimenin tek manası ile hareket edilirse yanlış neticeye varılır.

Emr-i maruf nedir?
Sual: (Emr-i maruf farzı kifâyedir, fakat farz-ı ayn olduğu durumlar da vardır) deniyor. Emr-i maruf hangi durumlarda yapılır? Emr-i maruf tam olarak nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun gelen, şu demek oluyor ki iyi şeylere Maruf, bunlara uymayan fena şeylere de Münker denir. Müctehidlerin sözbirliğiyle yasak edilen şeylere de Münker denir. Emr-i maruf; iyiliği emretmek, nehy-i münker de kötülükten sakındırmak anlamına gelir.

İslamiyet’in temeli; imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Tüm peygamberler bunun için gönderilmiştir. Gençlere bunlar öğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur. (S. Ebediyye)

Birkaç hadis-i şerif:
(Birbirinize Müslümanlığı öğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]

(Tüm ibadetlere verilen sevab, Tanrı yolunda gazaya verilen sevaba gore, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, Emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında, denize gore bir damla su gibidir.) [Deylemî]

(Günahkâr bir toplumdaki iyi kimseler, kötülükleri düzeltmeye güçleri yettiği hâlde, düzeltmezlerse, Allahü teâlâ, ölümlerinden ilkin onların hepsine şiddetli azap eder.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlâ, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede asla günah işlemeyen bir zatın da bulunduğunu bildirince, Cenab-ı Hak, “Belde halkıyla onu da alt üst et! Bu sebeple o zat, günah işleyenlere yüzünü ekşitmedi” buyurdu.) [Beyhekî]

(Eski milletlerden bir kısmına depremle azap yapılmış oldu. İyiler de helak oldu. Bu sebeple işlenen günahlar karşısında susup, imkânları varken önlememişlerdi.) [Taberanî]

(Yâ Resulallah, içinde iyilerin de bulunmuş olduğu bir ülke helak olur mu?) diye soranlara, (Evet günah işlenirken, iyiler sükût ederse, hepsi helak olur) buyurdu. (Bezzar)

Emr-i maruf farzdır. Sadece, münkere, fitneye neden olan emr-i marufu yapmamak lazım olur (Hadika)

Seyyid Abdülkadir-i Geylanî hazretleri buyuruyor ki: Bir kimse, bir günah işleyeni görüp de men edince, kendine zarar gelme ihtimali olsa da, [Fitneye sebep olmayacaksa yani İslamiyet’e ve Müslümanlara zarar gelmeyecekse] men etmesi bizlere gore fazlaca kıymetli olur. Allahü teâlâ için kâfirlerle cihad etmek şeklinde sevab verilir. (Gunyet-üt-talibin)

Peygambere tâbi olan, emr-i maruf, nehy-i münker etmekte de tâbi olur. Bu tarz şeyleri yapmayan, Ona tâbi olmuş olmaz. (S. Ebediyye)

Emr-i maruf iki suretle yapılır:
1- Söz, yazı ve medya ile: Bunu yaparken, data azsa ve şahsa, âdetlere, kanunlara dikkat ve riayet edilmezse, fitneye sebep olabilir.
2- Hâl ile: İslam’ın güzel ahlakına uyarak, örnek olmaktır. Her insana tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına göz dikmemek, kanunlara uymak, vergilerini, borçlarını ödemek, en tesirli, en yararlı tembih olur. Bunun içindir ki, (Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır) demişlerdir. Şu demek oluyor ki, insanoğlunun hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Görülüyor ki, İslam’ın güzel ahlakına uygun yaşamak, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmanın en güzel yoludur. Önemli bir farzı yapmak, yakarma etmektir. (S. Ebediyye)

(Günah işleyeni, elinizle men edin, buna kuvvetiniz yetmezse, sözle mâni olun! Bunu da yapamazsanız, kalbinizle beğenmeyin! Bu ise, imanın en aşağısıdır) hadis-i şerifinin açıklaması şöyledir: Kadı zade Ahmed efendi buyuruyor ki:
El ile, güç kullanarak nehy-i münker yapmak, şu demek oluyor ki günah işleyene mâni olmak hükümetin vazifesidir. Sözle, yazıyla cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble yakarma etmek ise, her müminin vazifesidir. Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vacib olur. Fitneye sebep olacağı umulursa, terk etmek vacib olur. Fitne bulunan yere zaruretsiz gitmek caiz değildir. Eğer dinini korumak için hicret ederse, güzel olur, Cennete girmeye lâyık olur.

Abdülgani Nablusî hazretleri de buyuruyor ki:
Emr-i maruf ve nehy-i münkeri el ile yapmak, hükümete, dille yapmak, din adamlarına, kalble yapmak da her Müslümana farzdır. Kendinin ve Müslümanların dinine yada yaşamına zarar gelecek işleri bırakmak vacib olur. Öldürüleceğini bilenin cihad yapması caiz olmaz. Sultanın, kendi aklıyla, arzusuyla verdiği emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zalimse, eziyet ve işkence ediyorsa, onun emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmeyenleri öldürüyorsa, kendini tehlikeye atmak, hiç kimseye caiz olmaz. Emr-i maruf, fitneye yol açarsa yapılmaz. (Hadika)

Emr-i marufu ve Nehy-i münkeri elle yapmak [güç kullanarak polisle, askerle mâni olmak] devlet adamlarına, dille yapmak [vaaz etmek ve kitap yazmak] din adamlarına, kalble yapmak [beğenmemek ve dua ederek mâni olmak] da her Müslümana farzdır. El ile müdahale etmek, din adamlarına farz değilse de, günah işlenirken mâni olmaları caizdir, fakat fitneye sebep olmamalı. Şu demek oluyor ki, kendinin ve Müslümanların dinine yada yaşamına zarar gelecek olursa, terk etmesi vacib olur. Kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak düşüncelerinin hâsıl olması ve Müslümana hakaret etmesi fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. (S. Ebediyye)

İslamiyet’in başlangıcında, insanların bir çok, Müslümanlığı yadırgadıkları şeklinde, âhir zamanda da, dini bilmeyenler, dinin emirlerini yadırgar. Dini bilenler bozulmuş olan dinin hükümlerini düzeltmeye çalışırlar, emr-i maruf yaparlar. Dinin emrine uymakta başkalarına örnek olurlar. İslam bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya çalışırlar. Bu tarz şeyleri dinleyenler azca, karşı gelenler fazlaca olur. Her Müslümanın birbirine, mümkün olmasıyla birlikte, emr-i maruf yapması şu demek oluyor ki tembih etmesi farzdır. (F. Bilgiler)

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan din bilgilerini öğretmeye ve fıkıh ahkâmını yaymaya elden geldiği kadar çalışmalı. Bu ikisi tüm saadetlerin başı, yükselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmalıdır.

Kul haklarından en önemlisi ve azabı en fazlaca olanı, akrabasına ve emri altındakilere emr-i maruf yapmamak, İslam bilgilerini öğretmemektir. (H. L. Olan İman)

Emr-i maruf yapmanın üç şartı vardır:
1- Allahü teâlânın emrini ve yasağını bildirmeye niyet etmek.
2- Söylediğinin vesikasını, kaynağını bilmek.
3- Hâsıl olacak sıkıntılara sabretmek. Yumuşak söylemek, sertlik yapmamak lazımdır. Sert söyleyen ve münakaşa eden fitne çıkmasına sebep olur.

Allahü teâlâ, Yuşa aleyhisselama, (Kavminden kırk bin salih hiç kimseye ve altmış bin fâsık hiç kimseye azap yapacağım!) diye vahyetti. (Ya Rabbi! Salihlere azap yapmanın sebebi nedir?) diye sual ettiğinde, (Benim gazap ettiklerime, onlar gazap etmedi. Beraber yiyip içtiler) buyurdu. Malına, canına, evladına ve Müslümanlara zarar geleceği, şu demek oluyor ki fitneye sebep olacağı süre, bid’at sahiplerine ve zalimlere emr-i maruf yapmak gerekmez. Açıkça günah işleyen fâsıkları, yalnız kalble sevmemek kâfidir. Tatlı ve yumuşak sözlerle tembih vermek lazım olur. (İslam Ahlakı)

Emr-i maruf yaparken kendini tehlikeye sokmak emrolunmadı. Dine ve başkalarına zarar vererek dünya fitnesine de sebep olmamalı. Kendine dünyevî ziyanı olsa da emr-i marufu yapmak caiz olur, cihad olur. Sabredemeyecekse, bunu da yapmamalı. (Allahü teâlâ Kıyamette bir kuluna, “Günah işleyeni gördüğün süre, niçin mâni olmadın?” diyecek. O kul, “O kimsenin zararından, düşmanlığından korktum ve senin affına, mağfiretine güvendim” diyecek) hadis-i şerifi, düşmanın güçlü olduğu zamanlarda, emr-i marufu ve nehy-i münkeri terk etmenin caiz olacağını göstermektedir. (İslam Ahlakı)

Bu zamanda en büyük hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Şu demek oluyor ki, mümkün olmasıyla birlikte, tepki vereceklere karışmamalı, onlarla tartışmamalı. Dönemin ve ülkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, fitneye sebep olmanın kötülüğü açıkça bildirilmiş ve fitneden uzak durmak emredilmiştir. Bunun için en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.

Emr-i maruf özürsüz terk edilirse, dualar kabul olmaz. Hayr ve bolluk kalmaz. Günah işleyeni görüp de, gücü, kudreti olduğu hâlde nehyetmemek, (Müdahene) olur. Müdahene edenlerin, kabirden maymun ve hınzır şeklinde kalkacakları, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Emr-i maruf yapanı, arkadaşları sevmez, müdahene yapanı severler. Emr-i marufu Tanrı rızası için yapmak ve söylediğinin kitabından vesikasını bilmek ve fitneye sebep olmamak lazımdır. Sözünün faydası olamayacağını ve fitneye sebep olacağını bilen kimsenin emr-i maruf yapması vacib olmaz. Hattâ kimi zaman haram olur. (Şir’a)

Kul haklarından en önemlisi ve azabı en fazlaca olanı, akrabasına ve emri altında olanlara emr-i maruf yapmamaktır. Bunlara din bilgisi öğretmeyi terk etmektir. (İslam Ahlakı)

Her salih Müslümanın ve devletin; fena, kötü kimselerin kötülüklerine mâni olmaları lazımdır. Engel olmazlar ise, o kötülerle birlikte, iyiler de helak olurlar. Bunun için, emr-i maruf ve nehy-i münker, yeterli olan tüm Müslümanların vazifesidir. (Yanıt Veremedi)

Emr-i maruf ve nehy-i münker tüm Müslümanlara vacib ve kâfirlerle cihad gibidir. (4/29)

Emr-i maruf yaparken
Emr-i maruf yapacağım diye münakaşaya girmek caiz olmaz. Münakaşayla, tartışmayla asla hiç kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O büyük âlimlerin kutsal sözleriyle hakkı kabul etmezse, bizim sözümüzü iyi mi kabul eder? Biz, yol gösteren trafik levhası şeklinde olmalıyız, büyüklerin sözlerini şu demek oluyor ki kitaplarını, kendi sözümüze tercih etmeliyiz. Bir tek doğru kitapları göstermeli, gerisine karışmamalıyız.

Bid’at ehli kimselerin kitaplarını okuyanlara, senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, düşmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, sözgelişi Faideli Bilgiler kitabı verilebilir. Günümüzde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur öğrenir. Nasibi yoksa, biz gene kitap verdiğimiz için sevab kazanırız.

Emr-i maruf yapmak için günah işlemek, sözgelişi karşı cinsle chat yapmak yada görüşmek de caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan ilkin gelir. Örneğin, üstünde, namaza mâni olacak kadar fazlaca necaset bulunan kimse, avret yerini açmadan yada başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa, o hâliyle kılar, çıplak kılmaz. Hattâ temizleme imkânı olsa, fakat yanında yabancılar var ise, temizlemeden namazını kılar. Bu sebeple başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti temizlemek ise emirdir. Komut ile yasak bir araya erişince, ilkin yasaktan sakınılır. Şu demek oluyor ki avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o komut terk edilir. Bunun şeklinde, gayrimüslim bir karı, (Benimle günah işlersen Müslüman olacağım) dese, onun Müslüman olmasını sağlamak için bu günahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz. Hacca gitmesi farz olan bir karı, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak için hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, günah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, dînî bir kitap armağan etmek yeter.

Forumlarda ve mail gruplarında her türlü insan, sözgelişi bid’at ehli yada başka fanatik kimseler bulunabilir. Münakaşaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun dînî site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz www.dinimizislam.com adresinde, her türlü dînî data mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun üyelerine de gönderilmektedir.

Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifâyedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir halde yardım etmelidir. Örneğin, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i maruf olur. Hiçbir yardım yapamayan, yakarma ile yardım etmeye çalışmalıdır.

Bir başka husus, ona buna tembih vermeye çalışmaktan fazlaca, kendimize emr-i maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı görüp, düzeltmeye çalışmalıyız. Dinimizin bildirdiği güzel terbiye ile süslenmeli, hâl ve hareketlerimizle örnek olmaya çalışmalıyız. (Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır) sözü meşhurdur. Şu demek oluyor ki, insanoğlunun hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Müslümanların güzel hâllerine bakıp, doğru yolu bulanlar çoktur.

Ben 70 yaşını geçtim, bu kadar süre içinde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Şu demek oluyor ki bu bir nasip meselesidir. Münakaşa, dostların dostluğunu azaltır, düşmanın ise düşmanlığını artırır. Haklı yere de olsa, tartışmak günahtır. Günah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Bir hadis-i şerif:
(Savaşım ve münakaşayı terk edin, bundan dolayı iki taraftan birinin söylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da günaha girer.) [Ramuz]

Münakaşaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir yada yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim söylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir, fakat kitabından kendisi okursa, nasibi de var ise, kabul etmesi daha kolay olur, bundan dolayı evliya zatların sözlerinde rabbânî etki olur.

Feysbuk, Twitter şeklinde sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan birçok sayfalar, yazı ve videolar olabiliyor. Şu demek oluyor ki oralara girmek, birçok bakımdan uygun değildir. Dine hizmet etmek isteyenlerin, doğru yazılmış kitapları ve siteleri uygun görmüş olduğu arkadaşlarına tavsiye etmeleri, bu şekilde kitap ve sitelerden yazı alıp, ilave yapmadan kendi grubundaki uygun arkadaşlara göndermeleri yeterlidir. Söylediğimiz kesinlikle doğru olmalı, fakat her insana her doğru söylenmez. Uygunsuz kimselere gönderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din büyükleri, (Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.

Günah işleyenlere engel olmak
Sual: Açıkça günah işleyenlere, gücü yetse de, yetmese de engel olmaya çalışmak, tembih etmek, dinimiz açısından koşul mıdır?
Yanıt:
Allahü teâlâya isyan edene Fasık, fena kimse denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın, günahın yayılmasına sebep olana Facir denir. Haram işlediği malum fasık sevilmez. Bidati, şu demek oluyor ki bozuk inanışları yayanları ve dini öğrenmeye engel olanları sevmek, günahtır. Hadîs-i şerifte;
(Fasıkın fıskına engel olmaya kudreti varken, kimse engel eğer olmazsa, Allahü teâlâ, bunların hepsine, dünyada ve ahirette azap yapar) buyuruldu. Ömer bin Abdül’azîz hazretleri buyuruyor ki:
“Allahü teâlâ, bir kimse günah işlediği için, başkalarına da azap yapmaz ise de, açıkça günah işleyenler görülüp de, görebilenler engel olmadığı süre, hepsine azap yapar.”

Allahü teâlâ, Yûşa Peygambere;
(Kavminden kırkbin salih hiç kimseye ve altmış bin fasık hiç kimseye azab yapacağım!) buyurunca;
-Yâ Rabbî! Fasıklar, azabı hak etmiştir. Salihlere azap yapmanın sebebi nedir? diye arzedince;
(Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Beraber yediler, içtiler) buyurdu.

Malına, canına, evladına ve Müslümanlara zarar geleceği, şu demek oluyor ki fitneye sebep olacağı süre, bid’at sahiplerine ve zalimlere emr-i ma’rûf yapmak lazım olmaz. Açıkça günah işleyen fasıkları, yalnız kalp ile sevmemek kâfidir. Tatlı ve yumuşak sözlerle tembih vermek lazım olur.

Günah işleyene müdahale etmek
Sual: Bir hadîs-i şerifte; (Günah işleyeni gören, eli ile mâni olsun. Buna gücü yetmezse, dili ile mâni olsun!) buyuruluyor. Bu hadîs-i şerife gore her Müslüman, açıkça günah işleyenlere müdahale edebilir mi?
Yanıt:
Bu mevzuda Hadîkada dil afetlerini anlatırken deniyor ki:
“Emr-i ma’rûfu ve Nehy-i münkeri el ile yapmak, devlet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalp ile yapmak da her Müslümana farzdır. El ile halletmeye İhtisâb ve Hisbet denir. Dil ile halletmeye Vaaz ve Tembih denir. Hisbet yaparak çalgıları, içki şişelerini kırmak yalnız devlet memurlarının vazifesi olduğundan, başkaları kırarsa tazmin eder, öderler. Hisbet yapmak, din adamlarına farz değil ise de, günah işlenirken mâni olmaları caizdir. Fakat, din adamı hisbet yaparken fitne uyandırmamalıdır. Şu demek oluyor ki, kendinin ve Müslümanların dinine yada yaşamına zarar gelecek olursa, hisbeti terk etmesi vacip olur. Hisbet yaparken kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak düşüncelerinin hasıl olması ve Müslümanı hakaret, techil etmesi, fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. Hadîs-i şeriflere, kendine gore mana vererek, vacib olmayan şeyi halletmeye kalkışmamalıdır. Fitne çıkarmamaya dikkat etmelidir. Öldürüleceğini muhakkak bilenin cihat yapması caiz olmaz. Öldürüleceğini bilenin şartlarına uygun hisbet yapması caiz olur ve ölünce şehit olur. Fakat, fitne çıkacağını bilenin hisbet yapması caiz olmaz. Zalim devlet adamlarına, Tanrı rızası için, dil ile emr-i ma’rûf yapmak da böyledir.”

Bir önceki yazımız olan Hakiki Hristiyanlık uydurması başlıklı makalemizde hakiki, hristiyanl ve uydurmas hakkında bilgiler verilmektedir.

6 defa okundu

Kontrol Et

Evrensel hak din yalnız İslam’dır

Views:1 Bir ateist, İslamiyet’in evrensel olmadığını, yalnız Arapların dini bulunduğunu söyleyerek bazı sorular sordu. İlk …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

escort beylikdüzübeylikdüzü escortescort beylikdüzüescort beylikdüzüistanbul escort