Anasayfa » Dinimiz ve bâtıl dinleR>Dinimiz » Dinimizde temizliğin önemi

Dinimizde temizliğin önemi

Views:
1

Sual: Bir misyonerin, (İslam Peygamberinin, “Yemeğin içine düşen sineğin tek kanadı ıslansa, sineğin diğer kanadının da yemeğe batırıldıktan sonrasında yemeye devam edilmesi” şeklinde tavsiyesi vardır. Ek olarak İslam ülkelerine gidin, her yer pisliktir. Bunlar Müslümanlığın temizlikten uzak, pislik dini bulunduğunu göstermektedir) şeklindeki sözlerine ne dersiniz?
CEVAP
Misyonerin söylediği yanlıştır. Gayrimüslimlerin bir çok pistir. Bugün ABD’da, Avrupa’da hâlâ küvetteki aynı su ile yıkananlar, lavabodaki aynı su ile elini yüzünü yıkayanlar görülmektedir. Tuvaletlerdeki temizlik ve su durumlarını hepimiz bilir.

L’Eau Potable =
İçme Suyu adlı Fransızca eserde diyor ki:
(Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Orta çağda, Paris’te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı süre, evinde bir wc olmadığı için, oturağa yapmış olduğu pislik ile içme suyu şişesini bununla beraber Seine = Sen nehrine götürür, o nehirden ilkin içmek için su alır, sonrasında pisliğini dereye dökerdi.)

Hakiki Müslüman, hem temiz olur, hem de, sağlığına fazlaca dikkat eder. Tarihte Müslümanlar temizliğe dikkat ettikleri halde, günümüzdeki Müslümanlar maalesef temizliğe gerektiği benzer biçimde riayet etmiyorlar. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a gelen bir Alman rahibi, 1560’da yazdığı bir eserde şöyleki demektedir: (İstanbul’daki temizliğe fanatik oldum. Burada hepimiz günde beş kere yıkanır. Tüm dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üstünde küçük bir kir bile bulunmaz. Ek olarak ismine (hamam) dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, tüm bedenlerini yıkarlar. Oysa bizde insanoğlu pistir, yıkanmasını bilmezler.)

Bugün, İslam ülkesi denilen yerlerde, inanç detayları bozulmuş olduğu benzer biçimde, temizliğe de tam riayet edilmemektedir. Fakat burada kabahat, dinimizde değil, dinimizin esasının temizlik bulunduğunu unutan kimselerdedir. (Bir insan körse, güneşin bunda suçu ne) sözü meşhurdur. Her Müslüman, dinini iyi öğrense ve buna riayet etmiş olsa, bu pislik derhal ortadan kalkar. O süre, başka milletler, Müslüman ülkeleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı orta çağda olduğu benzer biçimde, Müslümanların temizliğine fanatik bırakılırlar.

Hristiyanlığın en revaçta olduğu orta çağda, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs’e tıp öğrenim etmeye gelirlerdi. Çiçek hastalığına karşı aşıyı bulanlar, Müslüman Türklerdir. Türklerden bunu öğrenen Jenner, sadece 1796’da bu aşıyı Avrupa’ya götürdü ve haksız olarak (Çiçek aşısını kabul eden kimse) unvanını aldı. Oysa, tam bir zulmet diyarı olan o zamanki Avrupa’da insanoğlu, hastalıktan kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis 1774’de çiçekten öldü. Avrupa uzun süre veba ve kolera salgınlarına uğradı.

Napolyon 1798’de Akka kalesini çevirilmiş olduğu süre, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, Müslüman Türklerden yardım istemek mecburiyetinde bırakılmıştı: (Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, nur yüzlü kimselerdi. Ilkin yakarış ettiler ve sonrasında ellerini bolca su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden hıyarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonrasında hastaları ayrı ayrı bölgelere koydular ve sağlamların mümkün olmasıyla birlikte onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. Bizlerden hiçbir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.)

İslamiyet temizlik dinidir
Bugün tıp iki kısma ayrılıyor: 1- Hijyen, sağlığı korumak, 2- Therapeutique = terapötik, hastaları iyi etmektir. Bunlardan birincisi ilkin gelmektedir. İnsanları hastalıklardan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de, fazlaca kere, arızalı, çürük kalır. İşte İslamiyet, tıbbın birinci vazifesini, hijyeni güvence etmiştir.

Peygamber efendimiz, Rum imparatoru Heraklius ile mektuplaşırdı. Birbirlerine elçi gönderirlerdi. Bir kere, Heraklius birçok armağan göndermişti. Bu hediyelerden biri de, bir hekim idi. Hekim erişince, (Efendim! İmparator hazretleri beni, size hizmet için gönderdi. Hastalarınıza parasız bakacağım!) dedi. Resulullah efendimiz kabul buyurdu. Komut eyledi, bir ev verdiler. Her gün nefis yiyecek, içecek götürdüler. Günler, aylar geçti. Hiçbir Müslüman, doktora gelmedi. Hekim, utanıp gelmiş olarak, (Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim. Bugüne dek, bir hasta gelmedi. Boş oturdum, yiyip içtim, rahat ettim. Artık gideyim) diye izin isteyince, Peygamber efendimiz, (Sen bilirsin. Eğer daha kalırsan, misafire hizmet etmek, ona ikram etmek, Müslümanların vazifesidir. Gidersen de uğurlar olsun. Yalnız şunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez. Bundan dolayı, Eshabım hasta olmaz! İslam dini, hasta olmamak yolunu göstermiştir. Eshabım temizliğe fazlaca dikkat eder. Acıkmadıkça bir şey yemez ve sofradan, doymadan ilkin kalkar) buyurdu.

Bunu söylemekle Müslüman asla hasta olmaz demek istemiyoruz. Fakat sıhhatine ve temizliğe itina eden bir Müslüman, sağlam kalır, kolay kolay hasta olmaz.

Zamanımızdaki bazı Müslümanların temizliğe riayet etmediklerini gösteren batılılar, bu suçu dinimize yüklüyorlar. Oysa İslamiyet’te temizliğin önemi büyüktür. (Temizlik imandandır) buyurulmuştur. Eshab-ı kiramdan sonrasında gelen ve tabiin adını alan Müslümanlardan bazıları Eshab-ı kirama, (Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde sizi fazlaca sevdiğini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?) dediklerinde, (Biz temizliğe de fazlaca dikkat ederdik) diye yanıt verdiler. Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili döşemeler tozsuz, temiz olur. Her Müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yiyecekleri hep temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Tanrı tevbe edenleri ve temiz olanları sever) buyuruyor. (Bekara 222)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete sadece temiz olan girer.) [Deylemi]

(Mümin kirli olmaz.) [Buhari]

(Her şeyi iyi paklayın! Temizlik imana, inanç da Cennete götürür.) [Taberani]
(Temizlik imanın yarısıdır.)
[Müslim]

(Namazın anahtarı temizliktir.) [Tirmizi]
(Ağzınızı paklayın, ağzınız Kur’an-ı kerim yoludur.)
[Ebu Nuaym]
(Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.)
[Buhari]

(Yemekten ilkin ve sonrasında el yıkamak, zenginliğe neden olur, fakirliği giderir.) [Ebuşşeyh]
(Evinin hayrını isteyen, yemekten ilkin ve sonrasında, elini ve ağzını yıkasın!)
[İbni Ebi Şeybe]
(Ağzınızı paklayın! Kiramen katibin melekleri için, ağızdaki yiyecek artıklarının kokusundan daha fena bir şey yoktur.)
[Deylemi]

(Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanoğlunun rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.)
[Taberani]
(Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvakla temizlesin! Bundan dolayı bir melek namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.)
[Deylemi]

(Elbiselerinizi sudan geçirin, fazla kıllarınızı paklayın, dişlerinizi misvakla paklayın, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) [İbni Asakir]
(Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yiyecek kırıntılarını paklayın ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!)
[Taberani]
(Kap kacak yıkamak, evi temiz tutmak, zenginliğe sebep olur.)
[Hatib]

Peygamber efendimiz, yanına gelen birine, (Tırnakların kuş tırnağı benzer biçimde uzamış, içi pislik doludur) buyurarak, temiz olmasını emretmiştir. (Taberani)

Dinimizde temizlikle ilgili bu kadar hadis-i şerif varken sinekle ilgili hadis-i şerifi öne sürmek, art niyeti, hainliği göstermektedir. (Sinek bir kaba konarsa, onu tamamen kabın içine batırsın ve sonrasında çıkarıp atsın) hadis-i şerifi, sineğin mikrop taşıyıcı olduğuna dikkat çekmekte ve sineğin bir kanadında şifa, öteki kanadında ise hastalık bulunduğunu bildirmektedir. Bu da Peygamber efendimizin bir mucizesidir. O zamanda sinekte bu şekilde bir özelliğin bulunduğunu kim biliyordu ki?

Sineğin bir yanında mikrop, öteki yanında ise, o mikrobu sterilize edecek, panzehir görevini meydana getiren bir ilaç taşımış olduğu günümüz tıp araştırmalarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Bu meseleyi inceleyen fen adamları, “Sineğin sırtına bastığımız süre mikroskopla gördük ki, bir kısım mikro varlıklar sağa sola koşuyorlar. Bunların sterilize edici elemanlar olduklarını anladık” diyorlar.

Zamanı Gerçekler
1500’lerde İngiltere’de insanların bir çok Haziran’da evlenirlerdi. Bundan dolayı senelik banyolarını Mayıs ayında yaparlar, Haziran’da daha fazlaca fena kokmazlardı. Fakat gene de kokmaya başladıkları için gelinler kirli kokuyu bastırmak için ellerinde bir buket çiçek taşırdı.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonrasında oğulları ve öteki erkekler, sonrasında bayanlar, sonrasında çocuklar ve son olarak olarak da bebekler aynı suda yıkanırdı. Bu esnada su o denli kirli hâle gelirdi ki içinde bir şeyler yitirmek mümkündü. İngilizce’deki Banyo suyuyla beraber bebeği de atmayın = Don’t throw the baby out with the bath water deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılır, kamışların altında tahta bulunmazdı. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğundan tüm kediler, köpekler ve öteki ufak hayvanlar fareler, böcekler çatıda yaşardı. Yağmur yağdığı süre çatı kayganlaşır ve kimi zaman hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşerdi. İngilizce’deki Kedi-köpek yağıyor = it’s raining cats and dogs deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin yatakların içine düşmesi büyük bir sorun idi. Çevresinde yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar bunu için yapılırdı.

Zeminler topraktı. Yalnız zenginlerin zemini toprak değildi. Toprak kadar fukara = dirt poor tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin zeminleri genel anlamda ahşaptandı. Bunlar kışın ıslanınca kayganlaşırdı. Bunu önlemek için, kış boyu yere saman = thresh serilirdi. Bir süre gelirdi ki kapı açılınca saman dışarıya taşardı. Buna engel olmak suretiyle kapının altına bir tahta parçası konurdu ki bunun adı thresh hold = Saman tutan = eşik idi.

Yiyecek devamlı ateşin üstüne asılı duran büyük bir kazanın içinde pişirilirdi. Her gün ateş yakılır, kazana bir şeyler ilave edilirdi. Bir çok süre sebze yenir, et pek bulunmazdı. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılır, gece süresince soğuyan yiyecek ertesi gün yeniden ısıtılarak yenirdi. Kimi zaman bu yahni fazlaca uzun süre kazanda kalırdı. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük = peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old tekerlemesi buradan gelir.

Kimi zaman domuz eti bulunca fazlaca sevinirlerdi. Eve gelen ziyaretçiler domuz etlerini asarak gösteriş yaparlardı. Evde domuz eti bulunması zenginlik alametiydi. Bu etten ufak bir parça keserek misafirlerle paylaşılırdı. Buna yağ çiğnemek = chew the fat adı verilirdi.

Parası olanlar kalaylı kurşun tabaklar alabilirdi. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep olur, böylece besin zehirlenmesine ve ölüme yol açardı. Domatesler buna sebep olduğundan bundan sonraki ortalama 400 yıl süresince domateslerin zehirli olduğu sanılırdı.

Fazlaca kimse ise tahta tabak kullanılırdı. Bayat ekmekten tabaklar da vardı. Ekmekler o denli bayat ve sertti ki uzun süre kullanılabilirdi. Bunlar hiçbir süre yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşurdu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yiyecek yiyenlerin ağızlarında tabak ağzı = trench mouth denen hastalık ortaya çıkardı.

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılırdı. Bu bileşim kimi zaman birkaç gün baygın vaziyette tutabilirdi. Bazıları bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yaparlardı. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üzerine yatırılır, orada yiyecek yenir, bunların uyanıp uyanmayacağına bakılırdı. Buna uyanma nöbeti denirdi.

İngiltere’de ölüleri gömecek yer bulmak zordu. Bunun için mezarları kazıp, kemikler bir kemik evi’ne götürülür ve gömüt tekrardan kullanılırdı. Mezarlar açıldığında her 25 ölünün birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görülmüştü. Böylece bazı insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıkmıştı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi mezardan dışarıya taşıyarak bir çana bağlamışlardı. Bir şahıs tüm gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti = graveyard shift denirdi. Bazıları zil yardımıyla kurtulur saved by the bell, bazıları da ölü zilci = dead ringer olurdu.

Batılı Seyyahlara bakılırsa Osmanlı temizliği ve kanaatkârlığı

“Türkler fazlaca yaşarlar ve azca hasta olurlar .Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların asla birini bilmezler. O şekilde zannediyorum ki, Türklerin bu muhteşem sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir. Bundan dolayı azca yiyecek bölgeler, Hristiyanlar benzer biçimde karma karışık şeyler yemezler, umumiyet itibariyle içki âlemleri yapmazlar ve daima idman yaparlar.” (M. de Thevenot-Relation d’un voyage fait an Levant-1665, Paris.) Sayfa 148

”Yiyeceklerden ilkin ve yemekten sonrasında ellerini yıkamak Türkler içinde o denli umumi bir âdet hükmünü almıştır ki, insanların el yıkamalarına vesile olmak suretiyle Tanrı’ın gıdaları yaratmış olduğundan adeta bir darb-ı mesel şeklinde bahsederIer.” (Ricaut-Histofre de I’etat present de l’Empire ottoman (6701 Paris.)

“Mutfakları fazlaca temizdir, mutfak takımları da güzellik ve parlaklık itibariyle eşsizdir; gerek sofra takımları, gerek yiyecekleri azami nispette tertemizdir.”

”Türkiye’de sofradan kalkılır kalkılmaz kesinlikle ellerle ağızlar yıkanır. Önünüze sıcak suyla sabun getirilir, büyüklerin konaklarında ya güI suyu veyahut güzel kokulu başka bir su da ikram edilir. Bunlarla da mendilinizin bir ucunu ıslatırsınız.” (J.B Tavernier-Nouvelle relation de I’interiur du serrail du Grand-Seigneur-1678. Amsterdam)

“Türkler, Avrupa’da ekseriyetle rastlantı edilmiş olduğu benzer biçimde insanların yiyecek yedikleri veyahut yıkanıp temizlendikten sonrasında yeniden yiyecekleri kaplarda köpeklerin de yiyecek yemesine müsaade etmezler. Frenklerin bu hali sık sık tecviz etmelerinden dolayı onlardan (Köpekler!) diye bahsederler. Bundan dolayı Avrupa’da fazlaca kere sofraya köpeklerin de kullanmış oldukları kaplarla yiyecek getirilir.”

“Ev iaşesine erişince, senede bir ölçek pirinçle bir kaç çömlek erimiş yağ ve bir kaç türlü kuru yemiş kalabalıkça bir ailenin belli başlı erzakıdır. Tüm Şarklıların gürbüz ve güçlü insanoğlu olmasının bence yegane sebebi işte bu kanaatkârlıklarıdır .”

”Türkler umumiyet itibariyle boylu boslu, güzel yapılı adamlardır. Hristiyan Avrupa’nın tek bir şehrinde bile tüm Osmanlı imparatorluğundan daha fazlaca sakat ve biçimsiz adama rastlantı edilir. Fazla olarak Türkler güçlü-kuvvetli oldukları için pek fazlaca yaşarlar. Herhalde bunun en doğal sebebi oldukça sıhhi ve iyi gıdalar kullanmalarında ve mideyi bozmak suretiyle ciğerlere, kalbe ve dimağa çoğu kez zarar veren leziz yiyeceklere ehemmiyet vermemelerinde aranmalıdır. İşte bundan dolayı Türkler nadiren hasta olurlar. Bizlerin daima tutulduğumuz taş, kum, damla vesaire benzer biçimde hastalıklar onlarda derhal asla görülmez. Bu sıhhi vaziyetlerini bir taraftan yiyip içmedeki kanaatkârlıklarına, bir taraftan da israfa kaçmamak şartıyla hamamda yıkanıp temizlenme âdetlerine borçludurlar. Bayanları da aynı vaziyettedir. Boylarıyla yürüyüşlerinin ihtişamı erkeklerinkinden aşağı değildir. Uzun fistanlarının da bu ihtişamda büyük bir tesiri vardır.” (Comielle Le Bruyn -Voyages de Cornielle Le Bruyn par Ia Moscovie, en Perse et aux indes orientales., 1332, La Haye.)

“Eski Türk yemeğindeki temizlikle kanaatkârlık şöyleki anlatılır:
“Şimdi Türk milletinden umumi surette bahsedelim. Bu millet yiyecek hususunda fazlaca kanaatkârdır, yiyeceklerinin sıhhi ve mugaddi olmasıyla iktifa eder, azca yiyecek yer, her şeyden yediği hiçbir gün yoktur. Macaristan’da Türklerin imparatora geri vermek mecburiyetinde kaldıkları bir fazlaca kalelerin uzun süre aç kaldıktan sonrasında teslim olmaları fıtri kanaatkârlıklarının bir delilidir. Miktarı azca olan günlük yiyeceklerini bir kaç öğünde yedikleri için, hiçbir süre mideleri fazlaca dolu olmadığı benzer biçimde büsbütün boş da kalmaz. Sindirim fiilinin bu suretle muntazam bir etkinlik takip ettiğinden güvenilir olduğum için, ben bu usulün bir fazlaca sıhhi olduğuna kaniim. İstanbul Türkleri yiyecek saatlerini o denli geniş bir şehirde o denli büyük bir sarayda geçirilen etkin hayata uygun ve akılane bir halde tanzim etmişlerdir. Türkler sabah namazını şafak sökerken kılmakla yükümlü oldukları için, erken kalkmak mecburiyetindedirler. Bu namazı kıldıktan sonrasında pek hafifçe bir kahvaltı ederler. Öğleyin bir kaç yemiş bölgeler. İtalyan saatiyle 21 de (Doğrusu ikindi vakti) hafifçe bir yemekle iktifa ederler ve gecenin bir buçuğundan (doğrusu saat sekiz buçuktan) evvel de rahat rahat akşam yiyeceklerini bölgeler. Yiyecek saatlerini işte bu şekilde tanzim etmişlerdir. Bundan dolayı öteki saatlerini ibadete ve tecim sahasıyla Babı-ı Ali’de ve öteki dairelerdeki meslek işlerine hasrederler.” (Comte de Marsigli-L’etat militaire de l’Empire ottoman, ses progres et sa decadence, ,1732, La Haye.)

”…Bu harem dairesinin içi kadar temiz bir yer tasarım edilemez, döşeme tahtalarıyla dehlizler sık ve sağlam hasırlarla kaplıdır. Bunların örülmüş olduğu samanların ya da sazların rengi nefes bir sarıdır. Odalarda çepe çevre dizilmiş minderlerden başka mefruşat yoktur, perdeler benzer biçimde bu minderler de beyaz pamuk bezinden yapılmıştır. Ne adamların, ne hanımefendilerin dışarıda giyindikleri pabuçlarıyla hiçbir süre ev içlerine girmemeleri Türkler içinde âdet olduğundan, döşeme tahtalarında hiçbir süre kir görülemez.” (Ledy Craven -Voyage de Milady Craven a Constaninople, par ia Crimee en 1786 -1789, Paris.)

“… Yüzler, eller, ayaklar, tertemiz, yamalı giyim pek azca ve hele kirlisi derhal asla yok, tüm ictimai sınıflar içinde umumi ve mütekabil bir saygı ve riayet manzarası göze çarpıyor.” (Edmondo de Amicis -Constantinople -1883, Paris.)

Not: İsmail Hami Danişmend’in, “Garb Menbalarına bakılırsa ESKİ TÜRK SECİYYE ve AHLAKI” adlı kitabından alınmıştır.

Tırnak yiyecek
Sual:
Hazret-i Ali, (Dişiyle tırnak uçlarını ısırıp koparmak ahmaklıktır) buyuruyor. Peygamber efendimiz de, (Allahü teâlânın dert vermek istediği kul, tırnağını ısırmayı âdet eder) buyurdu. Tırnağımda pürüzler oluyor. Dişimle koparıp atıyorum. Bu durumdan iyi mi kurtulabilirim?
CEVAP
Bunun için psikiyatriste gitmek gerekir. Ergonomik olarak şöyleki yapılabilir: Pürüz görülen bölgeler tırnak törpüsüyle törpülenirse ısırma ihtiyacı duyulmaz.

Bir önceki yazımız olan Niyetin önemi ve ilimsiz iyi niyetin zararı başlıklı makalemizde ilimsiz, niyetin ve onemi hakkında bilgiler verilmektedir.

12 defa okundu

Kontrol Et

Malı hayra harcamak

Views:2 Sual: Malı hayra harcamanın fazileti nedir?CEVAP1- Peygamber efendimiz, (İlmi olan ilminden, malı olan malından …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

escort beylikdüzübeylikdüzü escortescort beylikdüzüescort beylikdüzüistanbul escort